İstanbul’un en görkemli yalılarından birinde yaşayan, kültürlü ve varlıklı Fikret, yamaç paraşütü tutkusu yüzünden geçirdiği kaza sonrası boyundan aşağısı felçli kalmıştır. Hayata küsen Fikret, kendisine bakması için bir yardımcı ararken karşısına banliyönün tozunu yutmuş, kural tanımaz ama hayat dolu Kerem çıkar. Kerem’in tek derdi, işsizlik maaşını alabilmek için gerekli imzayı kapıp bir an önce mahallesine dönmektir.
Fikret, herkesin kendisine "acıyarak" bakmasından bıkmıştır; Kerem’in ise acıma duygusu yoktur, o sadece karşısındaki adamı bir "insan" olarak görür. Bu zıtlık, Boğaz’daki yalıyı bir anda neşeli bir kaosa sürükler. Klasik müzik ezgileriyle arabesk-rap tınılarının çarpıştığı, lüks sofraların yerini sokak lezzetlerine bıraktığı bu süreçte, iki adam da birbirinin eksik yanlarını tamamlar. Kerem, Fikret’e yeniden yaşamayı; Fikret ise Kerem’e sorumluluk almayı ve disiplini öğretir.